22 Nisan 2010 Perşembe

Laleler ve Cansu

Yoğun iş temposundan biraz olsun uzaklaşmak adına fotoğraf çekmeye karar vermişken, yine yoğun iş temposundan fotoğraf çekemiyor olmak ve paylaşamamak çok trajik bir durum değil mi sizce de? :)

Bugünün fotoğraf konularından biri, en sevdiğim birkaç çiçekten biri olan ve bu aralar her yerde gördüğümüz "laleler".

Sarı, mor, turuncu, kırmızı, pembe, beyaz... Rengarenk...

Geçen hafta sadece onları çekmek için Eminönü'ne gittim... Mısır Çarşısı'nın önündeki meydanda koca saksıların içinden "Beni de çek. Beni de çek. " diye sesleniyorlardı :) 
Hangi birinin fotoğrafını çekeceğimi bilemedim. Şakır şakır yağmur yağmasına aldırmadan çektim de çektim :) Kendimden geçtim :)




Her sene olduğu gibi bu sene de geleneği bozmadan aldığım lalelerimin de keyfileri yerinde...

 Eve geldiğimde "dışarıdakileri çektin şimdi sıra bizde. Bizi de çek" dediklerinde kıramadım onları da :)

Ama keşke daha da uzun ömürlü olsalar....



Bir diğer fotoğraf konusu ise "Cansu"... Tam bir "koca yanak" :)

Cansu, Derin'le Bahar'ın yeğeni...Onlar kim mi? Bahar kardeşim, Derin de Bahar'ın eşi.

Geçen hafta Derin'in doğumgünü'ydü. Evde küçük bir kutlama yaptık. Evlerine gittiğimizde Cansu daha uyuyordu, aradan kısa bir zaman geçti ve uyandı... işte o an!

Masum, marur ve uyku sersemi ifadesine mi hayran kaliim, yoksa battaniye'nin yüzünde bıraktığı ize mi? Siz karar verin :)




Bu fotoğraf ta uyku sersemliğini üstünden attıktan sonraki şirinlik hali...


31 Mart 2010 Çarşamba

...

Merak ediyorsunuz belki bu kız nerede? "hikayeler yazıcam" dedi ama ortadan kayboldu diye...
Sakın üzülmeyin :)
Başladığım hikayemi yarıda bırakmak niyetinde değilim...
Yeni fotoğraflarımla en kısa zamanda karşınızda olacağım :)


Yiğit'le başladığım hikayenin devamında sevdiğim herkes, herşey olacak...

8 Mart 2010 Pazartesi

İlk gözağrım canım Yiğit'im



Bir önceki yazımda bebeklerin ve çocukların fotoğraflarını çekmeyi sevdiğimi paylaşmıştım hatırlarsınız.

Yiğit, yeğen sıfatıyla hayatıma 2001 yılında girdi. Doğumuna çok kısa bir zaman kala, kuzenim ağlayarak aradı ve bebeğinin çok çirkin olacağını, özellikle de dudaklarının yüzüne göre çok kocaman olduğunu söyledi :)
Ultrason fotoğrafına bakıp bu karara varmış :)

Yiğit'in doğduğu gün, dün gibi gözümün önünde. Ailemizin en minik üyesiyle ilk yüzyüze geldiğimde, dikkatimi çeken ilk şey, kalemle çizilmiş gibi görünen mükemmel dudakları oldu :) Yani sevgili kuzenim yanılmıştı :)

O kadar tatlı, o kadar güzel bir bebekti ki... Keşke o zaman fotoğrafçılığa başlamış olsaydım ve o dönemlerini de sizlerle paylaşabilseydim.

Hayata merhaba dediği ilk zamanlarda, çalışmadığım için her dakika yanında olabiliyordum. İşte bu sebeple kendimi bir gün emeklerken, bir gün bebek dilinde konuşmaya çalışırken buluyordum :)

Birbirimize o kadar alışmıştık ki eve her gidişim bir dramaydı :) Yiğit evde kıyameti koparıp ağlıyordu, ben de eve gidene kadar hüzünlü oluyordum...

Hayatımdaki önemli şahsiyetlerden biri olan Yiğit'le ilk senelerim böyle geçti...

Şimdi artık 9 yaşında ve benim baş modellerimden biri  :)

23 Şubat 2010 Salı

Gecikmiş giriş yazısı :)

Aslında bu yazıyı, blogumu ilk açtığımda yazmam gerekirdi. Yine de geç kalmış sayılmam.


Bugünden itibaren fotoğraflarımı artık hikayeleriyle birlikte paylaşıyor olacağım.

Ama önce benim hikayem...

Fotoğraf çekme merakım çocukluğuma dayanıyor. Tabii o zamanlar 36’lık veya 24’lik filmler alır, el verdiği kadar çekerdim :) Bir yaz tatili boyunca 3 film kullanınca “ne kadar çok fotoğraf çektim bu yaz” derdim. O zamanlar da, şimdi olduğu gibi manzara çekmek yerine insanları çekmeyi severdim.


Gel zaman git zaman büyüdüm, iş hayatına atıldım, çalıştım, çok çalıştım, çok çalışıyorum... Bu yoğun tempoda, kendime biraz zaman ayırabilmek adına gayet amatör olan bu hobimin biraz daha üzerine gitme kararı aldım.

Herşeyden önce kendime güzel bir makine almalıydım. Uzun bir araştırma sonucu, daha önce kullandığım dijital makinalarımla da aynı marka olması ve memnun kalmamdan dolayı, CANON’a karar verdim.

Makineyi aldıktan sonra da kursa gidip teknik öğrenmem gerekiyordu...


İşte bu aşamada, karar verme konusunda hiç tereddüt etmedim. Muammer Yanmaz Fotoğraf Atölyesi'ni uzun zaman önce takibe almıştım :) Birkaç arkadaşım da met edince, vakit kaybetmeden kaydoldum. Ve bir “harami” oldum.


Peki ne çekmeliydim? Onun için de çok düşünmedim. İnsan çekmeliydim... Her yaştan insan. Ama özellikle de çocuklar, bebekler...


Tekniği öğrendikçe fotoğraf çekmenin çok daha keyifli birşey olduğunu gördüm... Şimdi bakıyorum da fotoğraf çektikçe çekesim geliyor. Bir bakıyorum ki bir yarım saate 100’e yakın fotoğraf çekiyorum. Çünkü biliyorum ki sadece teknik öğrenmekle iyi fotoğrafçı olunmuyor.


Fotoğrafçı bir arkadaşım şöyle demişti: “ daha çok fotoğraf, daha çok yol demek. Bol bol deklanşöre bas! sen bastıkça, o seni bırakmayacak...”


Gerçekten de öyle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...