Su içmek maalesef benim için eziyet gibi :( Su içmemenin sağlıksız olduğunu bilip te içememek!! Ne kadar çabalasam da günde 3 bardaktan yukarı çıkamıyorum. İşte bu sebeple de sürekli kendimce yöntemler geliştirmeye çalışıyorum :)
Geçenlerde aşağıda da görebileceğiniz sürahiyi buldum ve çok beğenerek satın aldım. Bildiğimiz 16lt plastik damacanaların minyatür versiyonu olan bu cam sürahi, tam 2 litre kapasiteli!! Yani hergün şişenin dibini görsem oldu bu iş :)
Hırs yaptım!
Bir de bardağıma dilimlediğim limonları atıyorum ooohhh lezzetine diyecek yok. Tercihe göre taze nane yaprakları da eklenebilir.
Benim gibi su içme sorunu olanlara duyurulur...
3 Ağustos 2010 Salı
21 Temmuz 2010 Çarşamba
Huzur
Geçtiğimiz bir ay içinde acı, tatlı bir çok şeyi aynı anda yaşadım.
Ve yaşadıklarımdan, hiç tahmin edemeyeceğim kadar çok ders aldım.
Canım arkadaşımın düğünü benim çok mutlu etti...
Seneler geçse de, arada mesafeler olsa da dostluğumuz ilkgün kü tazeliğiyle devam etmekte olduğunu öğrendim.
Ananemin aramızdan ayrılışı ailemin tüm fertleri gibi beni de çok fazlasıyla derinden etkiledi...
Hepimiz çok mutlu bir hayat yaşamasını sağladık. Karşılığını hep gözlerinin içinin gülümsemesiyle aldık :) Onun gibi olmamız imkansız ama elimizden geldiğince herşeye pozitif yaklaşmak için çabalayacağız...Onsuz hayata alışmak zor. Ama güzel ve uzun bir hayat yaşadığını bilip teselli bulmaya çalışıyoruz.
Kocacanımın böbrek taşı düşürmesi sırasında çektiği ağrıları dindirememek, çaresiz kalmak beni çok üzdü... Elini tutup acısını dindiremedim belki ama en kötü zamanında yanındaydım. Hiçbir şeyin yakınlarımdan değerli olmadığını öğrendim. Zaten biliyordum :) teyid etmiş oldum :)
Kardeşimin çok istediği işe kabul edildiği haberini alınca büyük bir coşku yaşadım...
Hiç ummadığımız bir anda karşımıza güzel şeyler çıkabileceğini bir kez daha görmüş oldum.
Dün akşam balkonda otururken tüm bu anlar-duygular ve daha fazlası gözümün önünden geçti. Ve bir kez daha insan denen varlığın ne kadar güçlü olduğunu anladım... Herşeye rağmen hayat devam ediyor...
28 Haziran 2010 Pazartesi
Bugün bir yıldız kaydı!
Canımızdan çok sevdiğimiz, hayat dolu, herşeyden mutlu olmasını bilen büyük bir insanı, güzel bir insanı, ananemi, minikkuşumuzu kaybettik.
Ne mutlu ki çok güzel bir hayat yaşadın. Dolu dolu. Son dakikaya kadar sevdikleriyledin hep. Kimseyi üzmek istemezdin ama bugün çok üzdün bizi ananecim. Çok!
Şimdi bir melek oldun ve yukarıdaki sevdiklerinin yanına gittin. Dilinden düşüremediğin canın kocana, dedeme kavuştun.
Ama peki artık bize seda sayan'ın ilk kocasının adını kim söyleyecek ananecim? Atatürk'le yaşadığı anıları kim anlatacak? Kim hiç beklemediğim bir anda espri yapacak? Kim en güzel reçel tarifini bana verecek? Kim? kim? kim?
Şuan halen kendime gelmiş değilim, gittiğine inanmak istemiyorum... Ama herkesin alıştığı gibi biz de alışıcaz... Çok zor olucak ama alışıcaz...Hiç unutmadan!
Evimizin her köşesi senden bir parçayla dolu. Kafamı nereye çevirsem, neye baksam hep seni hatırlayacağım.
Dün iyi ki gördüm seni. İyi ki elini sımsıkı tuttum, iyi ki saçını okşadım, iyi ki kokunu içime çektim, iyi ki....
Yarından sonra hayat bizim için çok daha zor olucak ananecim. Seni son yolculuğuna uğurlayacağız. Seni çok özleyeceğiz.
Mekanının cennet olacağına eminim ananecim! Seni ömrümün sonuna kadar seveceğim...
26 Haziran 2010 Cumartesi
Biricik arkadaşım evlendi :)
İlkokul 2. sınıfta okul değiştirdim ve başka bir okula kayıt edildim. Sınıfa ilk girdiğim anda Ayça da hayatıma girmiş oldu. Sanmayın ki en yakın arkadaşım oldu... Tam tersi Ayça çalışkanlar listesinde başı çekerken ben yaramazlar listesindeydim :) Yani ayrı dünyaların insanlarıydık :) 4 yıl böyle geçti. İlkokuldan sonra yollarımız ayrılabilirdi ama öyle olmadı. Lise sınavları sonrası bir baktık ki aynı okulu kazanmışız.
İlkokuldaki ayrı dünyaların (!!) insanları olan bizler, lisede aynı dünyanın insanları olduğumuzu fark ettik.. Aynı sınıflarda 8 sene beraber ter döktük. Hayattan bir sürü ders aldık, çok şey öğrendik, çok eğlendik, çok ağladık, çok güldük... Yazmaya başlasam sonu gelmez :)
Üniversitede aynı bölümde olmasak ta yine yakın sayılırdık. Ayça istanbul univ. hukuk bölümünde okudu, bense ist ünv. reklamcılıkta okudum. Kalplerimiz bir olsa da hayatlarımıza farklı kulvarlarda yön vermeye başladık...
Bir gün bana Fransa'ya gideceğini, orada okuyacağını söyledi... Gidemesin, planları iptal olsun diye günlerce dua ettim. Çok üzüldüm... Onca duam boşa gitti ve Ayça da gitti... İlk zamanlarda nasıl olsa okul biticek, gelicek dedim... Sonra baktım geleceği yok, duruma alışmak zorunda kaldım :) Tam alıştım mı? HAYIR!
Canım dostum yakın bir zamanda bir gün bana süper bir müjde verdi :) François ile evleniyordu... O kadar çok sevindim ki... Haberi alır almaz biletimizi aldık ve düğün zamanı soluğu Strasbourg'da aldık... Keşke hazırlık zamanı da yanında olabilseydim.
Düğünü burda yazmayacağım sadece fotoğraflarla anlatacağım...
Fotoğralar ne kadar mutlu gün olduğunu anlatıyorlar çünkü...
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Gezi-yorum Büyükada'da!
Uzun zaman olmuştu Büyükada'ya gitmeyeli...
Havaların güzelleşmesini bekleyelim ki güzel fotoğraflar çekelim dedik.
Geceden pil şarj edildi, lensler çantaya kondu, deniz otobüs saatine bir kez daha bakıldı. Hazırlıklar tamam :) Sabah gözümü açtığımda ilk baktığım gözkyüzünün durumu oldu. O da ne? Kara bulutlar tüm gökyüzünü kaplamış :( Bir de üstüne yağmur yağıyor...
Yine de yılmadan büyük bir azimle yola çıktım. Esra ve Melis'le adada buluşup ada turuna start verecektik. Ada'ya ayak bastığım dakika yağmur şansımıza şiddetini arttırdı :) Yağmur dinene kadar Kahve Dünya'sına sığındık... Kahvelerimizi yudumlarken fotoğraf çekmeye başlamıştık bile :)
Ada sakinlerinden biri de bize hoşgeldiniz demek için yanıbaşımızdaydı...
Ada planımız, faytonla direk Aya Yorgi'ye gitmek, özel tören zamanına denk gelememiş olsak ta ( 23 Nisan- 24 Eylül ) dileklerimizi dilemek ve sonrasında da yürüyerek iskeleye ulaşmaktı...
Hafif yalpalama, bazen artan bazen azalan nalların sesleri, misss (!) gibi kokular eşliğinde sağlı sollu muhteşem tarih kokan köşlerin arasından Ayayorgi Tepesine varacağımız yokuşun başına vardık.
Ayayorgi Tepesi'ne uzuuuuun bir yokuşu çıkarak vardık. Yokuş yükünü hafifletmek adına durup durup fotoğraf çektik. E tabi bu sayede 2 misli sürede yukarı vardık :)
Tepedeki manzara olağanüstü.
Duamızı edip, dileklerimiz için mum dikip, muhteşem manzarayı seyrettikten sonra kilisenin hemen yanındaki kır lokantasında yemeğimizi yedik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)































