5 Ekim 2010 Salı

Gezi-yorum Edirne'de!

Geçen haftasonu, Edirne'ye ikinci kez gittim...

Annem-babam, Bahar-Derin, Kocacan ve Ben "gezi-yorum altılısı" olarak gittik bu sefer de...

Annemim babası, yani canım dedem Edirne'liydi. Hayattayken beraber gitmemizi çok arzu ederdi. Ama olamadı. İşte bu yüzden çok büyük bir şevkle, dedem için birkez daha gittim Edirne'ye...

Çok eğlendiğimizi söylemeden geçemeyeceğim. Gurme ve tarih turuydu, yaptığımız :))

İlk istikamet "Eski Camii" oldu. 15. yüzyılda yapılmış olan bu camii Edirne'de Osmanlılar'dan günümüze ulaşmış en eski anıt özelliğine sahipmiş.




Şehir merkezi çok büyük olmadığı için her yere rahatlıkla yürünebiliyor... İkinci istikamet "Üç şerefeli camii". İsmini minarelerinden en uzunu olan 3 şerefeli minareden almış. Minarelerin üçü de farklı yapılmış. Ama ben en çok burgulu olanını beğendim :)



İşte! Ben hariç minik tur grubumuz :)


Tarih turuyla gurme turunu aynı anda yaptığımızı söylemiştim :)
Oralara gitmişken Edirne'nin meşhuuuur ciğeri yemeden dönmek olur mu? Olmaaaz...



Peki Ezine peyniri almadan dönmek olur mu? O da olmaz tabi... En büyüğünden bir kalıp alındı, afiyetle tüketilmekte...


Şehrin her yerinde böyle "beyefendiler"e rastlamak mümkün. Böyle şık şapka takan, giyimine özen gösteren kişi sayısı o kadar az ki... Eski değerlerin biraz da olsun devam ettiğini görünce bir mutlu oluyorum...


Gurme turumuzdan sonra da Mimar Sinan'ın ustalık eseri olan Selimiye Camii'ne doğru yol aldık.
Şehre girerken "2 minareli", biraz ilerleyince "3 minareli", iyice yaklaşınca "4 minareli" muhteşem camii.

Daha detaylı bilgi için buraya bir tık.


Resimdeki tek eksik nedir? :)))



Yarın da Meriç kıyısından, sınır kapısından, muhteşem eski evlerden bahsedeceğim...

Bir sonraki gezeceğimiz bölge, eğer bir değişiklik olmazsa, İznik olacak...

Bakalım gezi-yorum ekibi olarak nerelerde bulacağız kendimizi? :)

30 Eylül 2010 Perşembe

Lavanta mı dediniz? Evet, evet... Çok severim, hatta bayılırım...

Bu yüzden salondan, mutfağa, balkondan, banyoya kadar evin her yerinde lavanta esintileri hakim :)

Yeni ölen lavantamın yerine Çeşme'den gelen yenisini ektim. Gidip gelip ne zaman çiçek açar diye bakıyorum ...


Yemek hazırlarken ellerim yanmasın diye lavanta desenli fırın eldivenimden vaz geçemiyorum...


Zeytin VS.'den aldığım lavanta kolonyasını her sabah bayıla bayıla kullanıyorum...


Çeşme'de bahçeden topladığım lavantaları minik minik keselere koyup çamaşır çekmecelerine koyup her açışımda mis lavanta kokusunu içime çekiyorum...

Sabunlarımı, gittiğim gördüğüm farklı farklı yerlerden alıyorum, koleksiyonuma ekliyorum...


Ve son olarak Watson's'dan aldığım dinlendirici ve nemlendirici yüz maskesini kullanmak için sabırsızlanıyorum :)


Peki yaz siz?

Siz de, benim gibi lavanta severlerden misiniz? ;)

29 Eylül 2010 Çarşamba

Mmm! Mis kokulu limelar...

Bu yaz Çeşme'ye gittiğimde, her yaz olduğu gibi, Alaçatı pazarından "lime" adı verilen yeşil limonlardan 5-6 tane almıştım. Ama o kadar lezzetlilerdi ki kışa kalmalarına izin vermeden, suya, çaya, limonataya, kokteyle ekleyelim derken hepsini tükettik :)


Annemler dönerken de bu kez 5-6'yla yetinmeyip 1kg siparişi verdim...


Hepsini dilimleyip bir güzel poşetledim.



Mutfağa yayılan o misss gibi limon kokusunu burada tarif etmem mümkün değil :) 

Bakalım kış ayları boyunca hangi bardakları şenlendirecekler...




20 Eylül 2010 Pazartesi

Neden bu kadar uzun zamandır yazamadım??

1 hafta diye çıktığım tatilimi uzattım...Yılların getirdiğin yorgunluğu bir nebze üzerimden attım, geldim...


Canım arkadaşım Neda'nın düğününe katıldım... Ama düğün mekanına girişim muhteşem (!!!!!) ve ses getiren (!!!!!) bir giriş olduğu için çekmeyi planladığım fotoğrafları çekemeyip, tüm gece yerimde oturdum :)


İki ayağını birden burkmak herkese nasip olmaz :)) Ama Neda ve Claude o kadar güzellerdi ki ayaklarımın acılarına rağmen dayanamayıp yine birkaç fotoğraflarını çekmeyi başardım..



Düğün için gelen Fransız arkadaşlarımıza İstanbul turu organize ettik...

Nazlı'cığımın kuzeni sevgili Burcu'nun ikiz bebekleri Melis ve Maya'nın doğumu için kurabiyeler hazırladık...
Doğum fotoğraflarını çektim...



...ve son olarak Barış ve Evren'ın düğünü için gelin ve damat kurabiyelerini hazırladım :)


Yaparken çok keyif aldığım gelin ve damatlarımın hazırlığı için ayrı bir post yazacağım :)


Yeni yayın döneminde söz veriyorum blogumu daha sık güncelleyeceğim :))

3 Ağustos 2010 Salı

Su

Su içmek maalesef benim için eziyet gibi :( Su içmemenin sağlıksız olduğunu bilip te içememek!! Ne kadar çabalasam da günde 3 bardaktan yukarı çıkamıyorum. İşte bu sebeple de sürekli kendimce yöntemler geliştirmeye çalışıyorum :)

Geçenlerde aşağıda da görebileceğiniz sürahiyi buldum ve çok beğenerek satın aldım. Bildiğimiz 16lt plastik damacanaların minyatür versiyonu olan bu cam sürahi, tam 2 litre kapasiteli!! Yani hergün şişenin dibini görsem oldu bu iş :)

Hırs yaptım!


Bir de bardağıma dilimlediğim limonları atıyorum ooohhh lezzetine diyecek yok. Tercihe göre taze nane yaprakları da eklenebilir.

Benim gibi su içme sorunu olanlara duyurulur...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...